Yurt İçi Gezisi

Denizi Ayrı Köyleri Ayrı Güzel İzmir

Ülkemizin en güzel şehirlerinden biri olarak tanınan İzmir, köyleriyle de ününe ün katmaya devam ediyor.

Birbirinden güzel köyleri yüzlerce yıl yaşanmışlıkların güzelliğiyle masal sahneleri gibi önümüze çıkıyor. Kimileri bir diziye kimileri bir filme tanıklık ediyor.

Denizi ayrı, köyleri ayrı güzel İzmir…

Bir günde birkaç tane köy gezilebiliyor. Tabii sohbete dalarsanız köy sayısı azalabilir.

Şirince Köyü

İzmir’in en popüler köylerinden biri olan Şirince’nin ismi anıldığında akla şarapları geliyor. Adını nasıl aldığına gelince; aslında eski adı Kırkınca diye geçiyor. Rum telaffuzunda Kirkince ve söylene söylene Çirkince ismini almış. Cumhuriyet’in ilk yıllarında dönemin İzmir valisi talimatıyla Şirince şeklinde resmileştirilmiş.

Eski Rum evleri, şarapları ve doğallığı ile köy popüler bir hale gelmiş. Biz ne kadar meyve şaraplarını sevmesek de sevenler seviyor. Tadıp beğendiklerinizden alabilirsiniz.

Hepimizin duyduğu kıyamet senaryoları ile daha da ününe ün katmış bir yer Şirince.

Tarih kokan sokakları gezerken, Şirince çarşısındaki Demetrius of Ephesus isimli dükkanda Turuva (Troy) filmindeki takıları yapan Sedat Kantaroğlu ustaya rastlamak, onunla sohbet etmek gezimizi enteresan hale getirdi.

St. John Baptist Kilisesi, tarihi yapısıyla küçük bir kilise. Yanında hediyelik eşyaların satıldığı dükkanlar var. Ayrıca küçük mahzenine inerek şarap tadımı da yapılabiliyor.

Görülecek yerlerden Matematik Köyü ve Tiyatro Medresesini de unutmamak gerekiyor.

Yemek yediğimiz yerde Şirince’nin özetini yaşadık diyebilirim. Ortanca restoranda yöresel yiyeceklerle köyü seyre dalmak bizim için unutulmaz bir an oldu. Bu yüzden buranın adını söylemeden geçmek istemedim.

Eğer vaktiniz varsa köyü gezdikten sonra çok yakınındaki Efes Antik Kenti de görebilirsiniz.

Gezerken tattığımız karadut suyunun etkisi köyün havasından mıdır bilemem ama uzun süre serin tuttuğunu söyleyebilirim.

Bademler Köyü

Yakın çevresinde bulunan birkaç Badem ağacından dolayı buranın adı BADEMLER diye anılırmış.

Köyü gezerken tertemiz bir köy olması dikkat çekiyor. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın 2012’de Türkiye’de köyler arasında düzenlediği yarışma sonucunda Türkiye’nin en temiz köyü seçilmiş.

Bademler Köyü kendine ait tiyatrosu olmasıyla ayrıcalığını ortaya koyuyor. Oyuncuları ise köylüler! Her yıl 27 Mart Dünya Tiyatro Günü’nde özel oyunlar sergileniyormuş.

Köye tiyatro sevgisini öğretmen olarak atanan Mustafa Anarat aşılamış. Daha İzmir’de Devlet Tiyatrosu yokken Bademler’de tiyatro oyunları sahnelenmiş. Köylülerin kendisi 1969 yılında tiyatro binalarını inşa etmişler.

Bu güzel köylerimizin kimi zaman bir diziye ya da filme tanıklık ettiğini söylemiştim. Bu köyümüzde 1964 Berlin Film Festivali’nde Altın Ayı ödülü almış ilk Türkiye yapımı film olan Susuz Yaz burada çekilmiş.

Barbaros Köyü

Barbaros Köyü, denize uzak olması sebebiyle adı çok duyulmamış bir köy. Güzelliğiyle televizyon dizlerinin tercih ettiği yerler arasında.

Bu köyümüzü diğer köylerden ayıran özellikleri var. İlki Oyuk Korkuluk Festivali‘ni (bu bölgede korkuluğa oyuk deniyor) düzenleniyorlar. Her yıl yaz aylarında düzenleniyor. Köylü yaptıkları korkuluklarını yarıştırıyor, sonra o korkulukları köyün sokaklarında sergiliyorlar.

Diğeri ise çat kapı evleri. Kapılarında çat kapı evi yazan evlerin kapısını çalıp konuk olabiliyorsunuz.

Bir başka özelliği de kadınların işlettiği lokantası, kahvesi, bakkalı ve el işi dükkanları ile kadın emeğine saygı ile herkese örnek oluyor.

Barbaros Köy Evi

Yöresel yiyecekler mi dersiniz huzurlu bir ortam mı dersiniz nasıl adlandırırsanız adlandırın işte o yer Barbaros Köy Evi. Ebru Hanım ve Mehmet Bey’in samimi misafirperverliklerini de unutmamak gerekiyor.

Ion Village

Bu güzel köyleri gezerken tam da ruhunu yaşayabileceğimiz bir yere denk gelip konaklamamız da ayrı bir tesadüf. Tesadüf diyorum hakikaten öyle oldu. Işıl Hanım ile telefonda başlayan sıcak ve samimi konuşmamız bizi bu yere getirdi. Deyim yerindeyse yüreğinin götürdüğü yere git gibi.

Buranın hikayesini gelirsek; Ali Rıza Bey kadar keyifli anlatamam belki ama kısaca değinmek gerekirse 9 yıl önce kurumsal hayatı geride bırakarak hayallerindeki projeye yer vermişler. Çok da iyi olmuş ve Ion Village doğmuş. Doğada olup yeniden doğmak için buraya misafir olabilirsiniz. Tekrar gideceğimiz günü iple çekiyoruz.

Son fotoğrafta görülen Ali Rıza Bey’in Oyuk Korkuluk Festivali için hazırlanan şapkasını denemeden edemedim.

Odaları ise sade ve doğayla içi içe olarak dizayn edilmiş. Böyle olunca huzurlu uykular kaçınılmaz oluyor.

Germiyan Köyü

Bu köyde öyle bir hikaye var ki duyunca içiniz umutla, heyecanla doluyor. Köy sakinlerinden Nuran Hanım eline boya ve fırça alarak köyün çehresini değiştirmiş. Köye girer girmez duvarlardaki renkli renkli çiçeklerle karşılanıyorsunuz. Sokakları dolaşmaya başlayınca renkli bir dünyanın içine girmiş gibi hissediyorsunuz. Duvar resimleriyle içiniz kıpır kıpır oluyor. Nuran Hanım ile sohbet etmek de öyle bir şey. Hiç bitmesin istiyorsunuz.

Ildır Köyü

Sakin, huzurlu köylerden birisi de Ildır… Antik dönemde ismi Erythrai olarak geçiyor.

Köye ismini veren Erythrai Antik Kenti Giritlerden kalma sit alanı olarak koruma altına alınmış. İstediğiniz zaman ücretsiz olarak Erythrai Antik Kenti ziyaret edilebiliyor.

Antik bir tarihi olan bu köy yine Fatma Gül’ün Suçu Ne? dizisinde yer alması ile daha da ilgi odağı haline gelmiş.

Bölgede yaşamış meşhur Yunan Filozofu Eflatun’un “Dünya’da görülebilir en güzel günbatımı Erythrai’dadır” sözü de varmış. Bir sonraki gidişimiz günbatımı için olsun.

Yeni yerler keşfetmek ve değişik tatlarda buluşmak dileğiyle…

Bir cevap yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Content is protected !!