Kalbimizdeki Selanik
Selanik’te daha önce yalnızca bir gün kalmış olsak da şimdi dört gün geçirerek adeta her köşesini ezberlemiş olduk. Şehri tam anlamıyla tattık, keyfini sürdük ve derinlemesine hissettik.
Yunanistan’ın ikinci büyük kenti olan Selanik’in, Ulu Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün doğduğu şehir olması sebebiyle kalbimizde ne denli önemli bir yere sahip olduğunu söylemeye gerek bile yok sanırım.
Kendimizi bıraktığımız sokakların sürekli denize ulaşması insana ayrı bir keyif veriyor. Üstelik lezzetli yemekleri sayesinde şehrin kalbimizi bir kez daha fethettiğini söyleyebilirim. “Selanik, gidenin bir daha gitmek isteyeceği bir şehirdir” diye bir yerde okumuştum. Daha önce de buraya geldiğimizi düşünecek olursak, bu sözün doğruluk payı inkâr edilemez bile. Hatta bu satırları yazarken içimde oluşan o yoğun gitme isteğine ne demeli? Öyleyse, bu yazıda dört güne sığdırdığımız keşif noktalarına odaklanacağım. Gözümüzden kaçanları ise sonraki ziyaretlerimize saklıyorum.

Atatürk Evi Müzesi
Selanik’e gelmişken, Ulu Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün 1881 yılında dünyaya geldiği o pembe evi ziyaret etmemek olmazdı! Selanik’in, Atatürk’ün doğduğu yer olması sebebiyle kalbimizde önemli bir yere sahip olduğunu belirtmeye gerek yok bence.
Bugün müze olarak kullanılan bu evde, Atamızın çocukluğunu geçirdiği anılara, kişisel eşyalarına, fotoğraflarına ve belgelerine tanıklık etmek insanı derinden etkiliyor. Zaten müzenin bu kadar çok ziyaretçi çekmesi bile başlı başına duygusal bir an.
Evin bahçesinde, babası Ali Rıza Efendi tarafından dikildiği rivayet edilen tarihi nar ağacını görmek de ayrı bir keyif veriyor. Ailenin tarihine yakından bakmak mümkün: Zübeyde Hanım’ın eşinin vefatından sonra bitişikteki küçük eve taşınması, ardından Mustafa Kemal’in II. Meşrutiyet’ten önce evi tekrar alıp annesi ve kız kardeşiyle burada yaşaması…
Ne yazık ki, Zübeyde Hanım, Balkan Harbi’nden sonra Selanik işgal edilince bu evden ayrılıp İstanbul’a gitmek zorunda kalmış. Evin sonraki durumu bilinmiyor olsa da, bu mekânın tarihe tanıklık etmiş olması, şehrin kalbimizi bir kez daha fethettiğini hissettiriyor.
Ano Poli/Yedi Kule
Selanik’in tepesine tırmanıp ‘Yukarı şehir’ anlamına gelen Ano Poli’ye ulaştık. Tabii ki Bizans döneminden kalma Yedi Kule’yi de es geçmedik! Burası, Bizans surlarının içinde, şehrin en yüksek noktası olan Akropol’ün en yüksek noktasına kurulmuş.
Buradan görülen eşsiz Selanik manzarasının keyfini doyasıya çıkardık. Bilenler bilir, fotoğraf çekmeye bayılırım, eh bu manzarayı da bol bol kareledik. Şehri bu kadar yüksekten görmek, insana ayrı bir keyif veriyor.
Vlatadon Manastırı
Selanik’te beni en çok etkileyen yerlerden biri diyebilirim: O tarihi manastır!
Evet, kabul ediyorum, oraya ulaşmak için o yokuşlu yolu tırmanmak biraz yorucu oldu ama avluya adım atar atmaz bütün yorgunluğumu unuttum gitti.
Avlusu o kadar geniş ve hoş ki… Manastır, en eski Bizans manastırlarından biri olma özelliğini taşıyor ve tarihi dokusu gerçekten görülmeye değer. Oranın atmosferi, manzarası… Büyülendim!
Kordon Boyu
Burası tam anlamıyla şehrin en popüler turistik yeri! Gerçekten de insanı hemen içine çeken, şehrin kalbi diyebilirim.
O uzun mu uzun sahil şeridi boyunca uzanan kordon boyu… Ne ararsan var! Bir sürü, birbirinden güzel mekân sıralanmış, oturup denizi izlemeye, keyif yapmaya doyamıyorsunuz.

Beyaz Kule ve Müzesi (Lefkos Pyrgos)
Selanik’e gidip de Beyaz Kule’yi görmeden dönmek olmaz, öyle değil mi? Burası sadece bir kule değil, şehrin tam anlamıyla simgesi!
Öncelikle kordon boyunda, denize nazır konumu nefes kesici! Oraya vardığında hemen fotoğraf çekme isteği geliyor. İçindeki müzeyi gezmek de ayrı bir keyif, şehrin o derin tarihini hissedebilirsin.
Büyük İskender Heykeli
Kordon’da gezerken, o Beyaz Kule’nin hemen dibinde duran Büyük İskender Heykeli’ni görmemek imkânsız! İnanılmaz göz alıcı bir yerde duruyor.
İki efsanevi simgenin yan yana duruşu, şehrin tarihini adeta haykırıyor! Orada bir fotoğraf çekmek şart oluyor!

Zongolopoulos Şemsiyeleri
Yunan heykeltraş Georgios Zangolopoulos tarafından yapılmış. Paslanmaz çelikten yapılan anıt, Selanik sahilinin simgesi haline gelmiş.
Rotunda (Agios Georgios Kilisesi)
Başlangıçta bir anıt mezar olarak tasarlanan Rotunda, ilerleyen süreçte hem kiliseye hem de camiiye dönüştürülmüştür. Osmanlı döneminde bir süre Sultan Hortaç Camii olarak hizmet verdiğini biliniyor.
Günümüzde ise, tüm bu zengin geçmişini koruyarak, ziyarete açık bir müze olarak kültür mirasımızın önemli bir parçası olmayı sürdürüyor.
Zafer Takı (Kamara)
Selanik’in sembolü Galerius Zafer Takı, yani meşhur Kamara şehrin tarihini yansıtıyor. Roma’dan bugüne şehrin tüm ruhunu taşıyor. Şehrin en klasik buluşma noktası olduğu için önünde her zaman bir kalabalık görmeniz mümkün.
Agios Dimitrios Kilisesi (Church of Saint Dimitrios)
Selanik’in en önemli tarihi yapılarından biri olan bu kilisenin, Roma Hamamı kalıntıları üzerine inşa edildiği rivayet edilir.
Görkemli kilise, ziyaretçilerini oldukça büyük bir avlu ile karşılıyor. Tarihsel inançlara göre, kilisenin altında Selanik’in koruyucu azizi olan Aziz Dimitri’nin mezarı bulunuyormuş. Ayrıca, bu bölgedeki bir çeşmeden akan suyun şifalı olduğuna dair inanış varmış.
Yapı, geçirdiği büyük bir yangının ardından 1949 yılında kapsamlı bir restorasyon sürecinden geçmiş. Bu çalışmayla birlikte bodrum katı müze olarak düzenlenmiş. Tüm bu kültürel ve tarihsel değeri sayesinde, Agios Dimitrios Kilisesi UNESCO Dünya Kültür Mirası listesine girmiş.
Ayasofya Kilisesi (Church of Agia Sofia)
Selanik’in en eski ve en önemli yapılarından biri olan Ayasofya Kilisesi, tarih boyunca iki farklı kimlik taşımış.
Şehir Osmanlı Devleti topraklarına katıldığı zaman, bu görkemli kilise camiiye çevrilmiş ve yapısına bir minare eklenmiş. O dönemde Ayasofya Camii ya da Büyük Ayasofya Camii adıyla anılırmış.
Ancak şehir tekrar Yunanların yönetimine geçtiğinde, cami yeniden kiliseye dönüştürülmüş ve eklenen minaresi yıkılmış. Tarihsel önemi ve mimari değeri nedeniyle, Ayasofya Kilisesi de UNESCO tarafından Dünya Mirası listesine alınmıştır.
Yeni yerler keşfetmek ve değişik tatlarda buluşmak dileğiyle…


