İkiz Şehirlerin Büyüsüyle Doğan Budapeşte
Başlıktan da hemen anlarsınız, Budapeşte öyle alelade bir şehir değil! O, şehirlerin birleşmesiyle oluşmuş, zengin tarihiyle dimdik duran en eski şehirlerden biri.
Hatta biraz daha yakından bakalım: Bugünkü canım Budapeşte, aslında Buda, Pest ve eski Buda kentlerinin bir araya gelmesiyle ortaya çıkmış.
İnanın bana, tarihi ve mimarisiyle sizi bekleyen bu şehri keşfettikçe, insanın keyfi katlanıyor!
Şöyle bir düşünün: Önce şehrin nefes kesen kalesine tırmanıyoruz. Ardından Balıkçı Tabyası’ndan o şehrin en güzel manzarasını yakalıyoruz. Peşinden görkemli Parlamento Binası’na hayran kalıp, büyüleyici Aziz Stephen Bazilikası’na geçiyoruz… Görüyor musunuz, liste daha şimdiden uzayıp gidiyor! Ee o zaman, lafı uzatmayalım, hadi gezdiğimiz yerlere geçelim.
Aziz Stephen Bazilikası
Budapeşte’nin kalbi olarak anılan Aziz Stephen Bazilikası, şehrin en büyük kilisesi olma özelliğini taşıyor. Onun büyüleyici atmosferi karşısında hayran kalmamak elde değil. Macaristan’ın en büyük kilise çanı (9.5 tonluk), bazilikanın güney kulesinde huzurla duruyor. Bu yapı, başlangıçta katedral iken, Papa’nın kararıyla bazilika statüsüne yükselmiştir.
Bazilika’nın baş azizi, adı üzerinde, Macaristan’ın ilk kralı olan Stephen’dır. Kral Stephen, Macar tarihinin son derece önemli bir devlet adamı olarak kabul edilir.
Bu görkemli bina, tam 96 metre yüksekliğiyle Budapeşte Parlemento Binası ile aynı seviyede duruyor. Mevcut iskan düzenlemelerine göre, Budapeşte’de hiçbir yapının bu 96 metrelik sınırı aşmasına izin verilmez. Parlemento Binası ve Aziz Stephen Bazilikası arasındaki bu hassas yükseklik dengesi, aynı zamanda Macaristan’da din ve devlet işlerinin ayrılığını da narin bir şekilde simgeliyor.
Tarihine baktığımızda, Bazilika’nın yapım süreci 50 yılı aşkın bir süreye yayılmış ve bu süreçte 3 farklı mimar görev almış. Yaşanan bazı üzücü olaylar çalışmaları yavaşlatmış olsa da, yapı nihayet 1906 yılında tamamlanabilmiş. Örneğin, 1868 yılında, inşaatın tam ortasında kilisenin kubbesi büyük bir gürültüyle çökmüş ve bu da neredeyse her şeye en baştan başlanmasını gerektirmiş. Ayrıca, bazilikanın orijinal planlarını bilen ve uygulayan mimar Jozsef Hild de 1867’de vefat etmişti. Ardından görevi, Avrupa’nın değerli mimarlarından Miklós Ybl üstlenmiş. Yapının açılışı ise 1906’da, İmparator Franz Joseph’in onurlu katılımıyla gerçekleşmiştir.
St. Stephen Meydanı, genişliği ve sunduğu sayısız kafeyle insanı dinlenmeye davet ediyor; burada ister keyifli bir kahve molası verebilir, ister çevrenin güzelliğine dalıp gidebilirsiniz. Burası, insanın uzun zaman geçirmekten zevk aldığı o nadir noktalardan biri olarak akılda kalıyor.
Budin Kalesi
Buda kıyısında, bir tepenin üzerinde nazlı nazlı duran Budin Kalesi, 13. yüzyıldan kalma bir yapı olmasına rağmen, bugüne dek korunarak gelmesiyle hayranlık uyandırıyor. Sadece Budapeşte’nin derin tarihine tanıklık etmekle kalmıyor, aynı zamanda muhteşem bir manzaraya da kucak açıyor.
Balıkçı Tabyası (Fisherman Bastion)
Balıkçı Tabyası ya da Fisherman Bastion, şehrin Buda yakasından Peşte’nin eşsiz güzelliğini izleyebileceğiniz en göz alıcı noktalardan biri. Yapının 7 adet kulesi ise, buraya 896 yılında gelip yerleşen 7 kişilik Macar kabilesinin anısını taşıyor.
İnsan ister istemez, bu güzel ismin nereden geldiğini merak ediyor. Orta Çağ’da, yapının yakınında canlı bir balık pazarı yer alıyormuş ve buradan geçimini sağlayan balıkçılar, savaş ve istila anlarında ülkelerine tüm güçleriyle destek olmuşlar. Macar halkı, balıkçıların bu büyük ve fedakar desteklerini unutmamış ve onların anısına bu zarif yapıya Balıkçı Tabyası ismini uygun görmüş.
Tarihi derinliğe sahip Balıkçı Tabyası, 19. yüzyılın sonlarında inşa edilmiştir. Buradan Tuna Nehri ve Macaristan Parlamento Binası’nın o uçsuz bucaksız panoramik manzarasına dalmak, ruha eşsiz bir dinginlik katıyor. Böyle benzersiz bir güzellik sunan yapının, UNESCO Dünya Mirası listesindeki yerini alması şaşırtıcı değil. Burası, anıları ölümsüzleştiren, unutulmaz kareler yakalamak için en ideal yer olarak görülebilir. Sanırım buranın güzelliği, fotoğraf çekmeye doyamama hissini beraberinde getiriyor.
Aziz Matthias Kilisesi
1015 yılında Macar Kralı Aziz Stephen tarafından temelleri atılan Aziz Matthias Kilisesi, adeta göz kamaştırıyor. Şehir istila edildiğinde ne yazık ki yıkıma uğramış. Ancak, daha sonra Macaristan tarihinin en başarılı kralı olan Matthias tarafından özenle yeniden inşa edilmiş. 19. yüzyıla kadar “Meryem Kilisesi” adını taşıyan bu yapı, çıkan yangınlar ve isyanlar sonucu tekrar zarar görmüş. 19. yüzyıldaki yeniden yapımının ardından, kiliseye Kral Matthias’ın ismi lütfedilmiş. Tarihi önemi büyük olan bu kilise, pek çok hükümdarın taç giyme törenine sahne olmuştur.
Zincirli Köprü (Chain Bridge)
Budapeşte’nin ilk köprüsü olan Zincirli Köprü (Chain Bridge), şehrin adeta bir simgesi haline gelmiştir. O, Tuna Nehri‘nin usulca ayırdığı Buda ve Peşte kıyılarını nazikçe birbirine bağlıyor. Hem Zincirli Köprü hem de Zincir Köprü adıyla anılmaktadır. Köprü üzerinde yürüyüş yaparken, muhteşem şehir manzarası size eşlik ediyor; bu güzelliğin keyfini sürmek ise tamamen bize bırakılmış.
Köprünün iki ucunda da heybetli aslan heykelleri nöbet tutuyor. Bu aslanların dilleri olduğu ancak aşağıdan bakıldığında görülemediği söylenir. Hatta, bu küçük kusur yüzünden köprünün mühendisinin intihar ettiğine dair bir rivayet bile dilden dile dolaşır. Bırakalım, bu hüzünlü hikaye bir şehir efsanesi olarak kalsın.
Tuna Nehri
Avrupa’nın en uzun ikinci akarsuyu olan Tuna Nehri, tam 10 farklı ülkenin topraklarına yaşam enerjisi taşıyor. Macaristan ise bu nehri kendi sınırları içinde en yoğun barındıran ikinci ülke olarak biliniyor. Budapeşte’yi nazikçe Buda ve Peşte olarak ikiye bölen Tuna Nehri’nin keyfi, akşam saatlerinde yapılan tekne turlarıyla tamamlanıyor. Dünyanın en iyi ışıklandırılan üçüncü şehri olan Budapeşte’nin birçok önemli yapısını, bu tekne turlarında huzurla seyredebilirsiniz.

Tuna Nehri Kıyısındaki Demir Ayakkabılar Hikayesi
Nehir kıyısı boyunca uzanan ayakkabılar, yaşanan insanlık dışı uygulamaların ve katliamın hüzünlü bir hatırası olarak kalbimize dokunuyor. Bu noktada, boğazımızın düğümlenmesi kaçınılmaz bir duygu. Bu eser, II. Dünya Savaşı sırasında Naziler tarafından hayatlarına son verilen Yahudileri anmak amacıyla yapılmıştır.
Yaklaşık 80.000 Yahudi, Macaristan’dan Avusturya sınırına sürülmüş; bununla birlikte, Szalasi hükümeti yaklaşık 20.000 Yahudi’yi Tuna Nehri kıyısında vahşice katletmiştir. Savaşın zorlu yokluk yıllarında ayakkabılar büyük bir değere sahip olduğundan, kurbanlardan ayakkabılarını çıkarmaları ve nehre atlamaları istenmiş, ardından nehirde kurşuna dizilmişlerdir. Bugün, Tuna kıyısında sessizce duran bu demir ayakkabılar, o acı dolu katliamın anısını yaşatan bir açık müze olarak ziyaretçilere sunuluyor.
Macaristan Parlamento Binası
Avrupa’nın en büyük 3. parlamento binası onuruna sahip olan Macaristan Parlamento Binası, Budapeşte’nin en değerli ve en büyüleyici mimarileri arasında yer alıyor. Tam karşısında yer alan Balıkçı Tabyası‘ndan izlendiğinde, bu heybetli yapı adeta nefes kesen bir görüntü sunuyor. Zaten Budapeşte ile ilgili fotoğraflara baktığımızda, bu eşsiz yapının hemen dikkatimizi çektiğini görüyoruz. Macaristan Parlamentosu, ülkenin en büyük binası olmasının yanı sıra, Macaristan’ın sembolleri arasında ön sırada yer alıyor.
Kahramanlar Meydanı
Kahramanlar Meydanı, Macaristan halkının kendi topraklarındaki varlığının 1000. yıl dönümünü kutlamak amacıyla inşa edilmiştir. Bu meydan, Macar halkının bağımsızlığı ve özgürlüğü uğruna hayatlarını feda eden kahramanlara adanmıştır. Tüm resmi törenler ve özel kutlamalar burada gerçekleşmektedir.
Zielinski Bridge/Vajdahunyad Kalesi/Hungarian Agricultural Museum
Kahramanlar Meydanı’ndan ilerlerken, kendinizi aniden Zielinski adındaki o şahane köprünün üzerinden geçerek şehir parkına (Varosliget) doğru yürürken buluyorsunuz. Köprünün sunduğu muhteşem manzaralar, şehrin büyülü atmosferini kesintisiz sürdürüyor.
Parkın derinliklerinde ilerlerken ise, bizi hem romantik hem de ortaçağ masallarına doğru bir yolculuğa çıkaran bir yapıyla karşılaşıyoruz.
Parkın kalbindeki Vajdahunyad Kalesi, 1896 milenyum kutlamaları için özel olarak inşa edilmiş. Birkaç ay süren bu kutlamalarda ülkenin tarihi mirası, kültürü ve ekonomik gücü büyük bir özenle sergilenmiş. Ayrıca burada birçok etkinlik ve konsere de ev sahipliği yapılıyormuş. Bu kale, aynı zamanda Budapeşte’nin en değerli müzelerinden biri olan Macaristan Tarım Müzesi’ni barındırıyor. Unutmamak gerekir ki, tarım Macaristan’ın tarihinde her zaman merkezi bir rol oynamıştır.
Yolumuz üzerinde, zarif ve küçük bir şapel daha karşımıza çıkıyor. Jak Şapeli, özellikle oymalı kapısıyla tüm ilgiyi üzerine topluyor. Burası, samimi ve küçük düğün törenlerine yuva oluyor. Burası, birçok uluslararası ve Macar yapımı için de popüler bir çekim mekanı olarak kullanılmıştır.
Kalenin hemen önündeki yapay Varosliget Gölü ise, dünyanın ilk buz pateni maratonunun düzenlendiği yer olarak tarihe geçmiş. Her yıl Kasım’dan Mart’a kadar Avrupa’nın en büyük açık hava buz pateni pistine dönüşen bu göl; yaz aylarında yerini gölde kayık gezintilerine, konserlere ve çeşit çeşit eğlenceli etkinliklere bırakarak farklı bir keyif sunuyor.
İlk beşimize gelelim:
- Aziz Stephen Bazilikası
- Budin Kalesi
- Balıkçı Tabyası (Fisherman Bastion)
- Zincirli Köprü (Chain Bridge)
- Zielinski Köprüsünün bulunduğu yapay gölde pedallı bisiklet
Yeni yerler keşfetmek ve değişik tatlarda buluşmak dileğiyle…


